Video

Şemdinli ve Eruh.. ”Bir Özal Analizi’

Özal.. 20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisini kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. Hükûmet’in Başbakanı oldu.

Bugün 15 Ağustos.. 15 Ağustos 1984’te, PKK terör örgütü Şemdinli ve Eruh ilçelerine silahlı saldırıda bulunduğunda, Özal Başbakan idi. Saldırı gerçekleştiğinde ‘üç beş çapulcunun işi bu’ demişti. 1991’de ABD silahlı kuvvetleriyle ilk kez Ortadoğu’ya inip Irak’a saldırıya geçtiğinde ise Özal Cumhurbaşkanı idi. Çekiç Güç topraklarımızda konuşlandığında ‘ben çağırdım’ demişti.

Yani?

Bugün Fırat’ın doğusunda PKK terör örgütüne siyasi, mali ve silahlı desteğini açık ilan eden ABD, yönettiği bu örgütün 15 Ağustos saldırısı sırasında Başbakan olan Özal, aynı ABD’nin kısa adı BOP olan projesini fiilen hayata geçirmeye başladığı 1991 yılında da Cumhurbaşkanı idi.

Arada ne bağ olabilir diyorsanız, birlikte görelim..

Sonuçları itibariyle ‘küçük’ ama ABD/İsrail’in bölgedeki emellerini açığa vurması bakımından ‘büyük’ Ortadoğu Projesinin sayfalara sığamayan ayaklarını belki okumamış olabilirsiniz. Ancak projeye bağlı haritayı mutlaka görüşmüşlüğünüz vardır. Çok ünlüdür bu harita, elden ele dolaşır durur.

En önemli özelliği ise, -bir ucu Karadeniz’de başlayıp İran, Irak’ı geçtikten Suriye’nin Fırat doğusunda biten- yamuk bir şekilde Anadolu’yu parçalıyor oluşudur. ‘Nasıl olur bu diyorsanız, aynı soruyu Erdoğan’a da sordular ‘barış için’ dedi. Olmadı. ‘Kadın hakları’ dedi. o da olmayınca ‘var mı altında benim imzam diyerek geçiştirip gitti . O gitti ama harita gitmedi hala duruyor ve çalışıyor.

Projenin mimarı Ralph Peter’s bizi parçalayan bu haritayı şöyle tarif etmiş;

Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur. Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır’.

Nasıl parçalayacağını da satır aralarında şöyle ifşa ediyor;

‘5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar.’

Burada parçalanması öngörülen dört ülke zaten belli; Türkiye, İran, Irak ve Suriye. Ancak Suriye için iki giriş görülüyor; İlki Irak’tan kopan parçanın Suriye’ye girişi ki, bu Erdoğan’ın terör koridoru diye adlandırdığı coğrafya, diğeri ise Lübnan kıyılarından asıl giriş. Fenike dediği işte bu ikincisi. Kral Davud ve Süleyman zamanındaki Büyük İsrail Krallığı. Hepsi yerli yerine oturduğunda, Birleşmiş Milletler kararıyla Müslüman coğrafyanın tam kalbine konuşlanmış bir İsrail, Lübnan Üzerinden Suriye’ye açılıyor. Barzani’de bir koldan Karadeniz’e, diğer koldan Akdeniz’e açılıyor.

Hadi geçtim Suriye’yi yönetim üzerinden ele geçirmek isteyen İsrail’i, ama Barzani de bir koluyla Karadeniz’e açılıyor. Böylece Büyük İsrail’i kuruluyor.  Burada geçen Fenike kodu, bu emeli açığa vuruşu bakımından önemli çünkü projeye dini/kutsal bir hava yüklüyor.

 ‘Ukrayna’yı gören dünya neden Irak ve Suriye’yi görmüyor’ sorusunun cevabı da burada gizli. Çünkü bu iki ülkenin yakılıp yıkılmasını öngören Tevrat’ta ayetler var. ‘Efendim, tahrif edilmiş’ deseniz de onlar bu ayetlere inanıyor. Yani Tevrat sizce tahrif edilmiş olabilir ama onlar için değil.

Hiç baktınız mı bilemem ama Tevrat ayetleri Şam’ı yakın yıkın diyor, işte; 

‘Şam’la ilgili bildiri: İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz yığınına dönecek. Aroer kentleri terk edilecek, hayvan sürüleri orada yatacak, onları ürküten olmayacak. Efrayim’de surlu kent kalmayacak, Şam’ın egemenliği yok olacak. Sağ kalan Aramlıların onuru İsrail’in onuru gibi kırılacak’’

Irak’ın Tevrat’taki haline gelince, Şam’dan daha trajik. Araya korkunç bir intikam duygusu giriyor, bu da bize Babil sürgünlerini hatırlatıyor. İşte; 

‘“Ey Babil, erden kız, in aşağı, toprağa otur… Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim… Onu durduracak büyü yok elinde, başına gelecek belayı önleyemeyeceksin. Üzerine ansızın hiç beklemediğin bir yıkım gelecek… Gençliğinden beri alışveriş ettiğin herkes kendi yoluna gidecek, seni kurtaran olmayacak.’

Bu ayeti de ABD-Irak savaşında ajanslara düşen ‘tecavüz ve bebek katliamları üzerinden yorumlayabilirsiniz. Buradan nereye geleceğim…

Türkiye’yi hedef almış olan bu proje, sıradan bir proje değil, Ortadoğu tarihinin üç bin yıl öncesine dayanıyor. İsrailoğullarının bugünkü Irak, Türkiye, Suriye, Filistin, İsrail ve Mısır topraklarındaki ayak izleri üzerinden yürüyor. Yani ‘barış, kadın hakları, yok altında imzam’ gibisinden içi boş laflarla çekip gidemezsiniz. Bu küresel siyasetin yürüdüğü yola bir bakmak zorundasınız. Bu yolun sonunun nereye varabileceğini de şimdiden düşünmek zorundasınız.

Çünkü bu yolda her şey var ama Türk yok, Atatürk yok, Cumhuriyet yok. Neden illaki ‘Türk’ demeyelim, ‘Türkiyeli’ diyelim, söylemlerine bu açıdan da bir anlam yükleyebilirsiniz.  Kaldı ki elimizde belgeler var. Yahudi Diplomat Oded Yinon’un Dünya Siyonist Dergisi Şubat 1982 sayısında yayımlanmış planı orta yerde durur iken, görmezden hiç gelemezsiniz ’.

Alın Ortadoğu Projesini, koyun üzerine Yinon planını, geçin karşısına bir bakın, ne görüyorsunuz? Planda önce bir Irak- İran savaşı ardından da Irak ve Suriye’nin sırayla parçalanması öngörülüyor. İşte o bölüm;

‘Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile daha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrail’in en büyük tehdidi Irak’ın gücüdür. Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sünni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır.’

Bu satırlara yakından bakıldığında, sayılan bu hedeflerin neredeyse tamamına erişilmiş olduğu anlaşılıyor. İran-Irak savaşı çıkarıldı, Irak zayıflatıldı, etnik ve dini bazda Kürt-Arap, Şii-Sünni ekseninde fiilen üçe bölündü. İşte Barzani, referandumunu yaptı, bağımsızlığın ilanı için şimdi fırsat kolluyor. Peki ya Suriye? İç savaş hala sürüyor. Sanırsınız bu IŞİD sanırsınız sanki PKK’ya yaranmak için kurulmuş, işgal ettiği toprakları birer birer devrediyor. Bakın PKK’ya, Fırat’ın doğusunda devlet oluyor.

Suriye’ye gelince, yok aslında Irak’tan bir farkı. Yinon onu da unutmamış, planın temelini oluşturan etnik ve mezhepsel farklılar üzerinden yürüyerek önce Suriye’ye ulaşıyor, sonra ülkeyi parça parça ederek ‘Yeni Suriye’ye temel hazırlıyor.

İşte planda geçen o bölüm;

 “Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam’da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, mutlaka Havran’da Kuzey Ürdün’de  başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir noktadadır “

Şimdi bir bakın bakalım Suriye’ye ne görülüyorsunuz?

Kıyıda Şii-Alevi bir eyalet dediği Lazkiye bölgesi, Golan zaten İsrail’in işgali altında, üstelik ilhak ettiğini de açıkladı. Fırat’ın doğusunda PKK terör örgütünün türevleri yönetimi ele geçirdi ve şu an Türkiye-ABD arasında mekik dokuyorlar anlaşma yapabilmek için. İş artık İsrail’in Golan üzerinden Fırat’ın doğusundaki PKK türevleriyle buluşmasına kalıyor. Yani süreç işliyor tıpkı planda öngörüldüğü gibi. İşin trajedisi, Türkiye’yi hedef almış bu projenin yine Türkiye üzerinden işletilmekte oluşudur yani Müslüman bir ülkede Haçlı siyaseti işletiliyor.

İnanınız gece yarısı bu satırları size yazarken, 17 yıllık bir araştırma ve 30 yıllık bir mücadele sonrasında yığılan bilgilerin döşediği bu odanın penceresini açıp baktığımda, doğrudan doğruya ülkemizi hedef almış, Tevrat ve İncil’de geçen ayetleriyle teo-stratejik bir havaya büründürülmüş sinsi bir suikast planı görüyorum.

Bu suikast, Nutuk’ta bizzat Atatürk tarafından kayda geçirilmiş olan çerçevesi çizilmiş olan plandır; ‘Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikast’ 

Atatürk’ün öne çıkardığı bu suikastın son aşaması, Anadolu’yu hedef almış ilk küresel olan Sevr idi. Millî mücadeleyle yıkılmıştı, çökmüştü. Ama ya şimdi?

 Alın şimdi Sevr haritasını, geçin karşısına tekrar bakın Doğuya. Büyük Ermenistan, Küçük Kürdistan. Bakın batıya; kaynaklarının yönetimi özelleştirmeyle, çocuklarının yönetimi de özel okullarla elinden gitmiş, fakrü zaruret içinde bir Türk Milleti.

Bakın Ankara’ya; Özal’dan devralınan siyasete eklemlenerek tam 20 yıldır birebir -Türk Milletine karşı yüzyıllardır süre gelen- bu plana hizmet eden bir siyaset. İzlenen siyaset Özal devrinde Irak’ı vuruyordu tıpkı Tevrat’ta öngörüldüğü gibi, bu dönemde Suriye’yi de vuruyor. Ama vuran Haçlı, vurulan Müslüman, ne demeli?

Ekleyin şimdi ‘AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk’ söylemlerini..

Hatırlayın ‘Atatürk’e karşı Ayasofya’da yapılan lanet okumalarını ve bedduaları ki, Yunan Papazı olsaydı aynısını yapacaktı ama bizimkisi Müslüman. Dedim ya sizi boğmayacağım özü olmayan laflarla, geçeceğim. Sözün özü şu: Milli Mücadelede karşı karşıya kaldığımız büyük suikast şudur;

Anadolu’nun tüm ekonomik kaynaklarının yönetimi ele geçirmek, zaten uzun süren savaşlarda yorgun ve yoksul düşmüş olan milleti daha da fakirleştirmek suretiyle devlet yönetiminden uzaklaştırmak;

Yönetim gücüyle eğitim üzerinden yapılacak formasyonla milletin Türk olan asıl kimliğini yok ederek Türk tarihiyle olan bağlarını ortadan kaldırmak;

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenistan-Kürdistan tampon devletleri üzerinden Anadolu’daki Türk varlığının Asya ile fiziki ve ekonomik bağlarını kesmek, kalan topraklarda Yunan, İngiliz ve İtalyan sömürge yönetimleri ihdas etmek;

Saray Yönetimini bu sayılan süreci işletebilmek ve yerleştirebilmek için Müslüman halk üzerinde dini otorite olarak kullanmak ve en nihayetinde Anadolu’yu bin yıl önceki Bizans devletine dönüştürerek Türk varlığı ve hâkimiyetini bu topraklardan silmek.’

Bu anlattığım yüzyıl önceki bir projedir. Bakın şimdi siz Türkiye bu projenin bugün neresindedir. Sevr’deki büyük Ermenistan nereye gitti, sorusuna gelince… Duruyor, yerli yerinde duruyor.

Geçmişle bugün arasında tek fark; Ermenistan’a kılık giydirilerek Büyük Kürdistan’a dönüştürülmüş oluşudur.  Neden derseniz, bu topraklarda Ermenicilik tezgahları tutmuyor da ondan. Baksanıza Taşnak/ PKK dahi Kürt kardeşlerimizin üzerinde yürüyor.

 Bakın Garo Paylan’ın Gazi Meclis’e sunduğu kanun teklifine, Türk Milleti ve devletini sözde soykırım gibi çok ağır bir insanlık suçuyla itham eden bu zihniyet Taşnakçı ama çıkıp ortaya ‘Ben Kürtlerin hakkını savunuyorum’ diyebiliyor. Zaten bu topraklarda Ermenicilik tutmadığı için, tam yüz yıldır Kürt kılığına girmiş birileri geçip karşımıza ‘Kürtçülük’ oynuyor. İşte kılık böyle giydiriliyor, işte Ermenistan böyle Kürdistan oluyor. Ama süreç böyle devam ederse -ki ortaya çıkışı imkansız da olsa- bu yapı içinde hiçbir zaman Kürt kardeşlerimiz yer alamayacak çünkü proje Ermeni.

Hatırlayınız Taşnak Hoybun’u.. Hatırlayınız bu yapı içinde kimlerin ne amaçla yer almış olduğunu.

Açın şimdi tekrar okuyun Nutuk’u. Bir daha kulak verin Atatürk’e, ne diyor bir daha bakın;

‘Saygıdeğer efendiler, bu antlaşma (Lozan), Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir.’

Bu anlatılarla bugün yaşanılanlar tıpkısının aynısıdır. Bugün işgal görülemiyor çünkü düşman silahlı değil. Elinde çanta para dolu, yönetimini alıyor kaynakların, çocukların. İşgal görülemiyor çünkü düşman ortalıkta yok, siyaseti var, yönetiyor. İşgal görülemiyor çünkü siyaseti yöneten Haçlı, siyaset ise Müslüman.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı yazar

Başa dön tuşu