Siyaset

İlginç Buluşma.. ‘Bir Şemdinli Bağlar Köyü Analizi’

Tarih 21 Ağustos 2012.. Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde inceleme yapmaya giden aralarında milletvekillerinin de olduğu heyete PKK’nın yol kontrolü yapması üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı.

Aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Aysel Tuğluk, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, BDP milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel, Hüsamettin Zenderlioğlu, Halil Aksoy, Nazmi Gür, BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Eş Genel Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu heyet, 17 Ağustos’da Şemdinli’de incelemelerde bulunmuştu.

Heyet Bağlar köyü ile Derecik Beldesi yol ayrımında PKK’liler heyetin yolunu keserek milletvekilleri ile kucaklaştı ve konuşmalar yaptı. Basına da yansıyan bu görüntülerin ardından Van Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı.

Haber böyle..

Burada söz edilen yer önemli, Bağlar Köyü. Neden önemli çünkü Cübbeli’nin magazin yüzü olduğu Halidi Nakşibendi tarikatının Anadolu Halifesi Seyit Taha’nın mezarı bu köyde bulunuyor.  Seyit Taha’nın türbesinin bulunduğu Şemdinli hem benim hem de konumuz açısından ayrı bir öneme sahip, sadece PKK terör örgütünün 15 Ağustos 1984’te saldırdığı ilk ilçemiz oluşundan değil, arada başka işler de var.

Bu BDP ile bu PKK neden burada buluştu?..

Bu köyün ne özelliği vardı ki örgütün silahlı ayağıyla siyasi ayağı burayı seçtiler?.. Öyle ya amaç operasyonlar hakkında bilgi almak ise en uygun yer Derecik olmalıydı çünkü hemen güneyi ve batısında PKK terör örgütünün kampları var ve en büyük askeri operasyonlar da bu kamplar bölgesine yapılıyor, bu dün öyleydi bugün de böyledir. İşte Türk Ordusu Hakurk’a harekat yapmıyor mu, yapıyor Pençe Harekatı…  Hakurk nerede, Derecik’in hemen güneyinde, madem operasyonlar hakkında bilgi almak istiyorlardı pekala Derecik’e gidebilirlerdi ama gitmediler, neden?

Bu olmadı mı, Konur’a gidebilirlerdi. Çünkü Konur’un da hem güney hem kuzey hem de batısında üç tane PKK kampı bulunuyor, hala da oradalar; Basyan, Avaşin, Çarçele, operasyonlar da hep bu bölgelere yapılıyor ama Konur’a da gitmediler.

Peki ya bu teröristler neden yolu Bağlar köyü çıkışında kestiler?.. Öyle ya arazinin yapısı nedeniyle yol kesmeye en müsait olan Beyyurdu Gediği, öyleyse neden Ortaklar Gediği değil de Bağlar Köyü?.. Ve de neden baskının yıldönümünün hemen ertesi?

Şimdi durum şu…

Şemdinli, Hakkari’nin ilçesi; Irak’a komşu, İran’a komşu, küçücük bir üçgen. Tek girişi var Yüksekova’dan gelen, başka yolu yok. Çıkmaz bir sokak; soldaki toprak yolu izlerseniz İran’a, sağdan Şemdinli Çayını takip ederseniz Barzani’nin bölgesine ulaşırsınız.  Burası, PKK terör örgütünün silahlı eylemlerini ilk başlattığı yer Şemdinli ilçesi. Teröristin geçemediği, barınamadığı belki de tek arazi parçasıdır burası.

Bir başka anlamı da var Bağlar köyünün çünkü Efkar tepesinin gölgesinde yaşar. Efkar Tepesi, dağ değil, tepe değil sabır taşı gibi bir şey, öfkenin kurşuna dönüşmesi gibi bir şey, atılan her kurşundan dayanma gücü almak gibi bir şey.  Şemdinli’de bizim çatışmalar bir yana günlerimiz Allah’a dua etmekle geçti. Bu nedenle önemlidir bizim için gökyüzü; güç verir.

Tabur gazinosundan karşıya ve de uzaklara baktığınızda Beyaz dağı görürsünüz.  Teröristler oradan geçer; sağa giderse Bembo’ya, sola giderse Ortaklara, batıya giderse Akpınar dağı üzerinden Basyan’a geçer. Her hareketinin bir amacı vardır; sağdan gidişi demek, Durak’a taciz, Bembo’da pusu, Beyyurdu’na taciz demektir. Sola dönerse, Ortaklara taciz, Silo yaylasında pusu demektir. Batıya dönerse, Konur vadisinde mayın, Aktütün’e taciz ve oradan da Basyan’a yani Irak’a kaçmak demektir, tabii tekrar geri gelmek üzere.

Efkar Tepesi demek, bizler için Şemdinli demektir. Hala devletin Şemdinli’de otorite olduğunu düşünüyorsanız, inanın bu Efkar Tepesi sayesindedir yoksa bunca yıldır süren bu ihanete can dayanmaz, Şemdinli dayanmaz, biz dayanamayız. Onun için sağ olasın Efkar Tepesi, yıllarca bizim kahrımızı çektin, bir ah bile demedin onca kurşuna. Bize sabır verdin, dayanma gücü verdin. Sağ olasın Efkar Tepesi, sağ olasın.

İşte bağlar köyü deyince benim aklıma gelen bunlar, Efkar tepesi…

Bağlar köyünü AKP siyasetçileri iyi bilir, bilmesi lazım çünkü cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde huzuruna çıkılan Şeyh Ustaosmanoğlu’nun tarikat silsilesinden büyük halifesi orda yatar, mezarı oradadır. İsmailağa’yı bilen Seyit Taha’yı bilmez olur mu hiç!..

Öte yanda… Nasıl bilmesin ki daha geçenlerde Hakkari Üniversitesi ‘Seyit Taha’ için uluslararası sempozyum düzenlemedi mi? Usta’nın haberi olmadan olur muydu bu işler dersiniz?..

Tarih: 27 Mayıs 2013…

Hakkari Üniversitesi ‘Seyit Taha’ Konulu uluslararası bir sempozyum düzenler ve üniversite öğretim üyeleri ve davetliler Şemdinli/ Bağlar(Nehri) köyündeki Seyid Taha’nın kabrini ziyarete gelirler.  Heyeti, Şemdinli Kaymakamı Cengiz Erdem karşılar, hep birlikte Bağlar köyüne gidilir. Önce ‘Seyit Abdullah ve Seyit Taha’ türbeleri ziyaret edilir, Kuran-ı Kerim ve dualar okunur. Törende Irak, İran ve Suriye’den gelen davetliler de hazırdır, derken Hakkari Üniversitesi rektör yardımcısı Prof. Dr. İhsan Süreyya kürsüye çıkar ve şöyle bir konuşma yapar:

‘Değerli kardeşlerim, şu anda çok güzel bir makamda bulunuyoruz. Peygamberlerin varisleri olan bir zatın mezarında olmak çok güzel bir şeydir. Böyle büyük bir zatın kabristanında bulunmak, görmek çok önemlidir.’  

Rektörün ‘Peygamberimizin varisleri’ dediği Seyit Abdullah, 1925 Şeyh Said isyanını tertipleyen Seyit Abdulkadir’in oğludur. Babası infaz edilince intikam için benim de komuta ettiğim Şemdinli hudut taburuna saldırmış, subaylarımızı tuzağa düşürüp asmış ve sonra kaçıp Barzani’ye sığınmıştır. Belli ki bu rektör bunu bilmez, bilse de ‘nasıl oluyor da Peygamber varisi bir zat cumhuriyet ordusunun subaylarını asar’ diye kendine sormaz!..

Türkiye, Tarikat-PKK-Bağlar köyü arasındaki anlattığım güçlü bağı göremedi ama bunda toplumun bir suçu yok.  Nasıl görsün ki hep aynı medya eliyle  ‘teröristler BDP’ye buluştu’ manşetiyle dikkatler örgütün siyasi kanadına çekildi, bu noktada hiç kimse çıkıp da ’Niye Bağlar Köyü’ diye sormadı. Hep yapıldığı gibi iş terör ekseninde kilitlendi kaldı.

Oysaki bu da kendi açısından bir dönüm noktasıydı, silahlı ayakla siyasi ayağın bu kez içimizde buluşmasıydı. Zaten bu vakanın üç yıl öncesinde teröristler Habur’a getirilmiş, özel mahkeme kurularak ifadeleri değiştirilmiş ve hepsi üstelik terörist elbisesiyle halkın içine salınmıştı. Hatırlayınız otobüslerin üzerine çıkıp tam on beş gün Doğu ve Güneydoğu’da nasıl gövde gösterisi yaptıklarını… Bunun anlamı neydi?.. Örgüt halkın artık içindeydi!..

Tarikat bu coğrafyada halen güçlüdür, tarikatın iki büyük halifesinin biri Şemdinli’de diğeri ise Barzan’da yatar. Burası bir üçgendir ve arazinin düğüm noktasıdır. Silahlı ayak PKK, siyasi ayak Barzani bu üçgen üzerinden Anadolu’ya teo-stratejik bir açılım yapmış ve farklı güçleri din motifi altında halkın içinde birleştirmeyi bilmiştir. Bu açılım örgüte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da tarikatın kapılarını açmıştır. Örgüt buradan aldığı güçle istediği yer ve zamanda halkın karşısına artık sadece terör örgütü olarak değil, dini motifi de olan bir siyasi örgüt olarak çıkabilecektir, çıkıyor da zaten, hatırlayınız Öcalan da namaz kılardı diyen açıklamaları…

Şimdi yıl 2016…

Bu anlatılanlara bir de Bekir Bozdağ şu açıklamasını ekleyin ve bakın bakalım ne görüyorsunuz, işte Bozdağ’ın o sözleri;

 ‘Türkiye’de tarikatların yasaklanmasıyla tekkeler ve zaviyelerin kapanmasıyla tarikatlar yok olmadı, dergahlar bitmedi, zikirler ve ayinler devam etti. Hiçbiri yok olmadı hepsi varlığını devam ettiriyor.’

İlginçtir, bu açıklamadan birkaç yıl sonra PKK terör örgütünün siyasi uzantısı HDP de aynı dili konuşacak, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili yasanın yürürlükten kaldırılması için kanun teklifi verecektir. 

HDP’li vekil Altan Tan da ‘Nakşibendilik, Kadirilik, Halvetilik, Uşşakilik, Cerrahilik, Şabanilik, Sa’dilik gibi Sünni tarikatların’ dini değerlerini özgürce yaşayacaklarını savunacak, tekke ve zaviyelerle ilgili kanunun kaldırılmasını isteyecektir.

Altan Tan’ın saydığı bu tarikatların tamamı Şeyh Halid’in kurucusu olduğu Halidi Nakşi tarikatında birleşiyor, oradan Seyit Taha’ya oradan da İsmailağa’ya uzanıyor yani tüm yollar baştan beri izlediğimiz bu tarikata çıkıyor.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Başa dön tuşu