Siyaset

Diyarbakır.. ‘Bir Molla Mustafa Barzani Analizi’

16 Kasım 2013 Günü Diyarbakır’da bir buluşma gerçekleşir. Başbakan Tayyip Erdoğan ile kuzey Irak Kürt bölgesi başkanı Mesut Barzani’nin buluşmasıdır bu. Burada ev sahibi tartışması gündemde yer bulur. BDP’li vekile göre ev sahibi Barzani’dir. Zaten Erdoğan’ı Diyarbakır’da karşılayan Barzani olmuştur.

Şimdi çok eskilere gidelim..

Bilmem ki Türkiye’de kaç kişi Cübbeli Ahmet’in tarikat silsilesine göre büyük halifesinin Şeyh Ahmed Barzani olduğunu biliyor. Tabii burada Cübbeli derken, sözümüz İsmailağa Tekkesi, İskenderpaşa, Gümüşhanevi ve onların huzurunda el pençe divan duranlara… Öyle ya Usta bile cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde huzura çıkmamış mıydı..

Peki ya bu tarikatın Türk’le ilgisi olmadığını, çıkış coğrafyasının Kuzey Irak olduğunu, kurucusunun Süleymaniyeli olduğunu kaçımız biliyor?..

Osmanlı’da Bektaşi tekkelerinin kapatılıp yerine bu tarikat tekkelerinin aldığını söyleyen kaç kişi?.. Türk Nakşibendi diyorlar ama kuran Türk değil, başhalifeleri Türk değil, nasıl oluyor bu iş?..

Bu çerçevede kamuoyunda hafızasında Barzanilerle Tarikat arasındaki bağların çok net görülemediği söylenebilir. Ancak hiç şüphe yok ki toplum Barzani-Tarikat ilişkisini kurabiliyor, hatta bu bağlar üzerinden AKP’ye ulaşabiliyor, Barzani için çığlık çığlığa atılan ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ sloganın arkasında da bu tarikat birlikteliğinin yattığını biliyor.

Bununla birlikte bu ilişkilerin kökleri nereye kadar gidiyor, işte bu uzmanlık istiyor ve derinlemesine bir araştırma yapılmasını gerektiriyor. Bu Barzani bu kadar çok araştırılmaya değer mi derseniz, bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tehditlerin perde arkasını görebilmek ve buna göre tedbir almak adına değer, kendisi bir başına değer olduğu için değil, tehdit bize yönelik olduğu içindir bu!..

Bu konuda diyecek çok sözümüz var, diyeceğiz de ama önce Diyarbakır’da Erdoğan Barzani buluşmasına gidelim. Mesud Barzani’yi kucaklamakla kalmamış babası Mola Mustafa’yı öve öve bitirememişti, işte o sözleri;

Merhum Kadı Muhammed’in dediği gibi, Allah’a, dine, İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletinde nasıl ki dürüstlük ve sadakat varsa bütün bu özellikler Molla Mustafa Barzani’de de vardır’.

Şimdi bakalım.. ne olmuş nasıl olmuş da bu Molla Mustafa, Usta’nın dediği gibi ‘Allah’a dine İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletin de nasıl ki doğruluk dürüstlük varsa bütün bu özellikler taşıyan’ bir Molla Mustafa olmuş, onu bir görelim…

Mesud Barzani’nin yazdığı bir kitap var, Barzani ve Kürt ulusal hareketi diye. Burada  Barzanilerin bir soyağacı görünmüyor, varsa da bu kitapta anlatılmıyor, niye anlatılmamış bu da ilginç. Gerçekten soyağacı hiç yazılmamış, küçük küçük ipuçları etrafa yayılmış ama hepsini toplasanız, bir fidan bile etmiyor. Buna karşın Barzani ünlü bir isim, Barzani aşireti de ünlü bir isim ama onun da soyağacı dikilmemiş ne uzuyor ne kısalıyor.

Barzaniler deyince zaten hep tarikat çıkıyor karşımıza ama atılan havalara baksanız sanırsınız coğrafyanın en büyük en güçlü aşireti ama yok öyle birşey!..  Sağdan bak aynı, soldan bak aynı, altı da da üstü de küçük bir cemaat, tarikat, tekke ile çevrelenmiş, peki nasıl oldu da bu Barzani ‘Başkan’ oldu, o da ayrı mesele. Yine de köklerinin gittiği bir yer olmalı diyorsunuz ve  başlıyorsunuz araştırmaya. Doğal olarak yolunuz Mesud Barzani’nin kendi kalemiyle çizdiği resimle çakışıyor ve bu resimde Barzani şöyle görülüyor;

‘Barzan aşireti adını, aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır. Barzani Şeyhleri Amidiye emirleri soyundan gelmektedir. Aşiretin atası sayılan Mesud, Barzan’a yakın Hevinka köyüne yerleşir ve o köyden bir kızla evlenir. Bu evlilikten Sait adında bir çocuk dünyaya gelir. Aşiretin liderliği ondan sonra oğlu Said’e geçer. Onu da torunu Şeyh Taceddin izler. Şeyh Taceddin Vehbi bir din alimiydi. Bu nedenle de etrafında birçok mürit toplanır. Bunun üzerine Barzan Tekkesi’ni kurar ve ölünceye kadar bu tekkede şeyhlik görevini sürdürür. Onun oğlu Şeyh Abdurrahman, onu da oğlu Abdullah izler.’ 

Derinliği olmasa da olaylar bu Barzan tekkesi üzerinden başlıyor ve bugüne kadar süregeliyor. Cemaatin ilk şeyhi Taceddin, Barzani’nin büyük dedesi. Sülale sonra oğlu Abdurrahman, derken Abdullah diyerek sürüyor ama arada bir Abdusselam var var, o da Barzani’nin dedesi.  İşte bizim hikayemiz de burada başlıyor…

Kimdi bu Abdusselam?..

Barzani anlatıyor;

 ‘Mevlana Halid Nakşibendi, tekkelere yaptığı ziyaretlerden birinde Barzan Tekkesi’ne uğrar ve Şeyh 1’nci Abdulselam’ı halifesi olarak atar.  Barzan medresesi bir Halid-i Bağdadi Nakşibendi okuluna dönüşür. Ve birlikte, daha sonra Mevlana Halid’in halifelerinden biri olacak Seyyid Taha’yı ziyaret ederler’.

Köklerinde üç isim görülüyor; Şeyh Halid, Barzani ve Taha. Kilit isim yine Seyit Taha. Mevlana dediği Şeyh Halid zaten bu tarikatın kurucusu olan Süleymaniyeli Şeyh Halid, Usta’nın deyişiyle bu üç katlı çetenin elebaşı elebaşı Gülen’in ‘Salıver Allah’ım’ diye başlayan cemaatçi polislerin tahliye duasında adı ‘Mevlana Halidi Bağdadi’ olarak geçiyor. Irak kuzeyindeki halifesi Abdusselam Barzani  Güneydoğu Anadolu halifesi Seyit Taha.

Şimdi biz neyi arıyoruz, biz bu dini teşkilat yapısı içerisinde Molla Mustafa’yı arıyoruz, onun dini bütün tüm Müslümanların özelliklerini nasıl kendi şahsında topladığını bulmaya çalışıyoruz.

Molla Mustafa’nın dedesi olan Şeyh 1’nci Abdusselam’ın kişiliği bir garip, üstelik Müslüman alemi için de oldukça şaşırtıcı olmalı.  Burada ona ‘birinci’ diyoruz çünkü sonradan karşımıza ikincisi de çıkacak.  Abdusselam, Barzan Cemaati’nin ilk mehdisi unvanı taşıyor.  Barzanilerin Yahudi, mehdi, hatta peygamber  olduğu tezini Türkiye’de ilk işleyen tarihçi  yine Ahmet Uçar.  Uçar, 2002’de, Tarih ve Düşünce Dergisi’nde bunu yazmıştı. Bakınız ilk mehdi Barzan’da nasıl ortaya çıkmış;

 ‘Seyyid Taha’nın kardeşi Şeyh Saleh’den hilafet alan 1’nci  Abdüsselam, şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilan etti. Buna kızan Seyyid Taha’nın oğlu ve yeni şeyhi Ubeydullah, ‘Abdüsselâm ve müritlerinin delirdiklerini, şeytanın kurbanları olduğunu’ ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine rağmen Abdüsselam’ın müritleri onu mehdi ilan ettiler.’

Burada geçen Seyit Taha, Şemdinli Bağlar Köyünden olan Büyük Taha. Şeyh Ubeydullah, onu oğlu, 1880’de Osmanlı’ya ilk isyan eden Halidi Nakşi şeyhi. Aralarındaki rekabet oldukça ağır olmalı, çünkü Barzanilerle birbirlerine giriyorlar.   Barzaniler için mehdilik vakası ise bu kadarla kalmıyor…

Abdusselam’dan sonra, medresenin başına oğlu Şeyh Muhammed geçiyor. Muhammed, Molla Mustafa’nın babası.  Mesud’a göre, bölgede tanınmış bir din alimi, bakınız ne diyor bu alim için;

Şeyh Muhammed de zühd ve takvasıyla ünlüydü. Vakar ve erdemililiğiyle dillere destandı. Eğitimini babasından aldı. Onun zamanında Barzan Tekkesi komşu aşiretleren mazlumların sığınağı oldu.’

Ama bu doğru değildi.

Tarihçi Ahmet Uçar’ın araştırmalarına göre, Şeyh Muhammed Barzanilerin ikinci mehdisiydi. Uçar, bu ‘İkinci Barzan Mehdisi’ tezini Rus Kürdoloğ Bazil Nikin’e dayandırıyor.  Nikin’e göre, kaba yöntemlerle kendi nüfuzunu sürdüren Şeyh Muhammed, Şeyh Ubeydullah’ın  1880’deki  isyan nedeniyle Hicaz’a sürülmesinden sonra bölgedeki nüfuzunu arttırmış, Osmanlı’ya cihad ilan etmiş ve  civardaki aşiret liderlerine birer birer boyun eğdirmişti, süreç şöyle işlemiş;

‘Bundan sonra o da babası 1’nci Abdüsselam gibi mehdiliğini ilan etti. Mehdiliğini ilan etmekle kalmadı, Musul’a ve dolayısıyla Osmanlı’ya’cihad-ı mukaddes’(!) ilân etti. Kabul etmeyenleri acı bir son, feci ölümler bekliyordu. Zibar aşireti liderlerinden Molla Perisey’in başına gelenler korkunç ve tüyler ürpertici idi. Molla parça-parça edilerek öldürülmüş, bu parçalar oyulmuş yaşlı bir ceviz ağacının gövdesine konarak yakılmıştı. Barzanilere bağlı Becil Şeyhi Nehrili Şeyh Muhammed Sıddık’a yazdığı bir mektupta, ‘Burada adlarını bile ağza almak istemediğim bu rezil aşiretin ve bu kötü ruhlu ailenin bana ettikleri namussuzca işler, onur kırıcı işler de var ayrıca. Burada senin tarafsız kararını istiyorum. Bilirsin ki onlar Kur’an-ı Kerim’e bile acımamış ve onun sayfalarını çöpe atmışlardır. Benim mescidimi kirletmişlerdir’ diyordu.’

Hatırlayalım, Barzani, hakkında çok ağır konuşulan bu dedesi için ne demişti:

‘Şeyh Muhammed de zühd ve takvasıyla ünlüydü. Vakar ve erdemililiğiyle dillere destandı. Eğitimini babasından aldı. Onun zamanında Barzan Tekkesi komşu aşiretleren mazlumların sığınağı oldu.’

Bu cümlesinin devamı da şöyle;

‘Bu durum, şikȃyetlere yol açtı. Osmanlı Hükümeti Şeyh Muhammed’i Türkiye Kürdistanı’nda Bitlis kentine sürgün etti. Şeyh burada bir sene kadar hapis yattı. Barzan’a geri döndüğünde fazla yaşamadı ve 1903’te vefat etti. Şeyh Muhammed geride “Şeyh Abdulselam, Şeyh Ahmed, Muhammed, Sıddık Babo ve Mustafa” adında beş oğul bıraktı’.

İşte bu beş oğuldan biri Molla Mustafa. Ama o küçüktü, abileri vardı ve Barzan tekkesinin başına en büyük abisi Şeyh 2’nci Abdusselam geçti. Mesud Barzani’ye göre; Şeyh Abusselam’ın o dönemde faaliyet gösteren Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti, Hevi Cemiyeti ve Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti gibi örgütlerle irtibatı vardı.  Aynı şekilde Şeyh Mahmud Berzenci, Seyit Abdulkadir ve Sımail Ağa Şikaki( Sımko) gibi dönemin önde gelen Kürt liderleriyle ilişki kurmuştu yani Barzanilerin ilk siyasi Kürtçüsüydü. Osmanlı’ya isyan eden ilk Barzani de bu oldu.

 İsyan şöyle başladı…

1907 yılının baharında Şeyh 2’nci Abdulselam, Brifkan köyündeki Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda Kürt aşiretlerinin liderlerinin önemli bir kısmı yer aldı.Yapılan müzakereler sonucunda, İstanbul’da Babıali yönetimine bir telgrafın gönderilmesine karar verildi. Telgraf şuydu:

 ‘Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi; eğitimin Kürtçe yapılması; Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri; devletin dini İslam olması hasebiyle mahkemlerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi; Vergiler(zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınacak, ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı ve okulların açılması için kullanılması…’ 

Barzani’nin bu taleperine yakından bakılacak olursa daha o yıllarda bugünkü PKK terör örgütünün temelinin de  atılmış olduğu görülüyor, aynı talepler bugün Türkiye’nin karşısında duruyor…

Babıali telgrafı alınca bunu bir başkaldırma olarak niteledi ve düğmeye bastı, Ferik Mehmet Fazıl Paşa komutasında askeri kuvvetler harekete geçerek Barzani’nin üstüne yürüdü. Sonunda Şeyh Abdulselam bölgeyi terk etmek zorunda kaldı ve Teyar bölgesine, Mar Şemun’un  yanına çekildi. 

Uçar’ın araştırmalarına göre Osmanlı’nın takip ve tenkil harekatı, 21 Eylül 1909’da başlamış, bir ay gibi kısa sürede tamamlanmıştır. Şeyh, Hakkari’deki Nesturi Tayyari Aşireti’ne sığınmıştır.  Sığındığı bu Nesturi aşireti Cumhuriyet kurulduktan, 1924’te, Hakkari’de isyan eden ancak direnemeyip Barzani’ye kaçan Nesturilerdir.

Şeyh’in bu isyan süreci ilk büyük harbin hemen öncesidir, Hoy’da bir Rus generali ile bir araya gelmiş ve Osmanlı Devleti’nin nasıl parçalanacağı, Musul ve Van’da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl ayaklandırılacağı konularında planlar yapılmıştır. Yani perde arkasında Ruslar ve İngilizler vardır.  Mesud Barzani kitabında ‘Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için mücadele veren Kürtleri destekleme vaadinde bulunan Rus Çarı’nın temsilcileriyle görüştüğünü’  söyleyerek zaten bunu doğruluyor.

Nihayetinde isyancı Şeyh Abdusselam takip sonucu yakalandı, Musul’a nakledildi, yargılandı ve 11 Aralık 1914’te infaz edildi.  Osmanlı Barzani’nin ilk isyancısını asmıştı.

Barzani bu infaz için şöyle diyor;

‘Şeyh 2’nci Abdusselam’ın şehit edilmesiyle Kürtler büyük bir önderlerini kaybettiler. Eğer şeyh, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yaşasaydı, Kürtlerin bugünkünden farklı bir durumda olacakları kuşkusuzdur.’ 

Bu olaylar aklımızda dursun, şimdi yeniden dönelim Diyarbakır’a…

Erdoğan, ‘Allah’a dine İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletin de nasıl ki doğruluk dürüstlük varsa bütün bu özellikler taşıyan’ demişti. Ama Molla Mustafa’nın dedeleri böyle, abileri böyle, babaları böyle… Bir dedesi sözde Mehdi, bir dedesi isyancı, babası Muhammed ikinci sözde Mehdi, abisi Şeyh Ahmed sahte peygamber olunca  nasıl oluyordu da bu tencerede pişmiş bir ‘Molla Mustafa’ Müslüman aleminin tüm iyi özelliklerini üstünde taşıyabiliyordu?

Yoksa işin içinde başka iş mi vardı, bi düşünün..

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu