'TÜM KUMPASLARIN ARDINDAKİ İSİM: 'YALÇIN TANFER'

İstanbul’da Haziran 2007’den günümüze süregelen bir soruşturma var, kod adı Ergenekon. Soruşturmanın savcıları var, önemli bir soruşturma bu, belki de değil ama gözaltına alınan ve hala hapis yatan şahsiyetleri düşündükçe, ister istemez “nasıl bir soruşturmadır bu”, demekten insan kendini alamıyor.

Ülkemiz gündeminde hala çarpıcı yerini koruduğuna göre, “ne iştir bu iş, bir de yakından bakalım”, demekten biz de kendimizi alamadık. Hele ki, soran soruşturan da, soruşturmaya düşen çekilen de tanıdık simalar olunca, “bir de biz bakalım şu işe, yoksa işin içinde iş mi var”, deyip size yazmaya başladık…

Aslında ne soruşturmayla ne de davayla bir ilgimiz var bizim, kendi halinde anılarıyla yaşayan bir insanız biz. Bizim ilgimiz yok ama konusu ve hedefi açısından onun bizimle bir ilgisi var, çünkü kod adı Ergenekon, bizim var oluş destanımız, hedefi ise adında gizli, işte bu nedenle kalemi elimize aldık ve tarihe not düşmek için yazmaya başladık…

ZEKERİYA ÖZ ÇAĞIRIYOR

Bir akşamüstü aradı beni Savcı Zekeriya Öz, yine düşünceli bir akşamın yalnızlığında telefonumuz sessizce çaldı;
- Alo?
- Buyrun?

- Erdal Sarızeybek albayımla mı görüşüyorum?
- Evet, benim.

- Ben Zekeriya Öz. Sizinle bir konuda görüşmemiz gerekiyor?
-

Hafif şaşkınlıkla bir an, ama inanın bir an sessiz kaldım, yıldırım gibi geçti düşünceler ve anladım; bu savcıydı, Ümraniye’de ele geçen el bombalarıyla başlayan soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı. Endişelendim mi, hayır, kendi ülkemizde kimden korkacağız biz. Hayırdır dedim kendime, neden bizi arıyor ki acaba, dedim içimden.

Belki de ilk aklıma gelen Yalçın Tanfer oldu, hani şu Ya Gazi Paşa Duyarsa ’daki ünlü köstebek. Dedim; kim bilir yine ne dolaplar çevirdi, çevirdi de bizi savcıyla karşı karşıya getirdi. Ah Yalçın ah, diyerek kızdım, hem ona hem kendime. Ona kızdım, bir insan nasıl olur da hem kendi hem de başkasının onur ve şerefini hiçe sayabilir, diye. Kendime kızdım, fırsat bulduğunda neden şu köstebeği çıktığı yere geri gönderemedin ki, diyerek.

Yine de ne düşündüğümü belli etmeden;
- Buyurun sayın savcım, dedim.
- İstanbul’a gelebilir misiniz?

- Hayırdır sayın savcım?
- Veli Küçük’le ilgili bir şey.

- Yoksa Yalçın Tanfer mi?
- Yok yok, o değil, elimizde Veli Küçük’le Yalçın’ın eşi arasında geçen bir ses kaydı var, sizin de isminiz geçiyor.

Merak ettim, Veli Küçük’le Yalçın Bey’in eşi arasında geçen bir konuşmada bizim ismimiz neden geçer ki dedim. Belki de dedim içimden, Yalçın’ın çevirdiği işleri anlatıyordur, Urfa’da yaptığı işleri. Nerdeyse on yıl hapis cezası almıştı bu Yalçın Şanlıurfa’da işlediği suçlar yüzünden . Şu sıralar cezaevinden de çıkmış olsa gerek, dedim kendime.

Bir ara umutlandım, bu savcı, Yalçın meselesine el attıysa eğer, mutlaka başımıza gelenlerin sebebini de bulur, dedim ve bizi acılara boğan bir karanlık bir dönemin aydınlanabileceği umuduyla, bir an olsun, sevindim. 

- Geleyim, dedim sayın savcım, ne zaman?
- Hemen gelebilir misiniz?

KOD ERGENEKON ADININ DESTAN DEĞİL DE DEHŞET OLDUĞU ZAMANLAR

Hemen gelmek mi? Hemen nasıl geleyim? İstanbul’a gideceğimi, hem de Zekeriya Öz’le görüşeceğimi çoluk çocuğa nasıl anlatayım? Kendimizden bir endişemiz yok, ama evdekiler bilmez ki hazırlık soruşturması nedir, savcı nedir, yetki nedir? Haber duyulduğunda bunu çevreme nasıl açıklayabileceğimi düşündüm, sessiz sedasız bu işin altından nasıl kalkarım, diye bir iç geçirdim.

Savcı’nın ise bu karanlık düşüncelerimizden haberi yok, benden bir cevap bekliyor telefonda, elimde olmadan, belki de zaman kazanmak için;
- Haftaya gelirim sayın savcım, hem İstanbul’da işim var, onu da halletmiş olurum, ikisini bir arada yaparım.
- Ne zaman gelirsiniz?

Yanılmıyorsam Nisan 2008’in ortaları, bir Cuma günü idi konuştuğumuz. Ulusal Kanal TV bir canlı yayın için beni davet etmişti İstanbul’a, ertesi haftanın Çarşamba günü için. Sabah çıkarım dedim içimden, programa katılır, savcı ile görüşür ve ertesi gün de dönerim. Çocuklara da TV programı için gidiyorum derim, dedim kendime, ama sessizce ve düşünceli.

- Haftaya Salı ya da Çarşamba gelirim sayın savcım. Nereye geleyim?
- Levent’te Ek Adliye binası var, oraya gelin albayım, yeri biliyor musunuz?

- Bilmiyorum ama bulurum sayın savcım.
- Peki albayım, iyi günler.
- İyi günler sayın savcım.
-

İşte böylesi bir konuşma geçti Savcı Zekeriya Öz’le aramızda. Bir yanda Yalçın Tanfer, öte yanda Veli Küçük, bir yanda Savcı Öz ve biz. Karışık iş, anlaması zor, çözmesi zor geldi o an için. Çok şey düşündüm bir anda, size anlatacağım ne düşündüğümü ve sonrasında neler yaşadığımı, ama önce olayları ve kişileri yerli yerine bir koyalım...

Dönem, Ümraniye’de ele geçen el bombaları ile başlayan soruşturmanın son hızla devam ettiği bir dönem, hala da devam ediyor. Haberler ekranlarda boy boy; silahlar, bombalar, emekli askerler, gündeme taşınan faili meçhul olaylar, kimin yaptığı belli olmayan eylemler.

Hepimizin aklı karışık, olaylara bir anlam verebilmenin oldukça zor olduğu bir dönem. Bir ara Yalçın Tanfer’in de adı geçti yakalananlar arasında, ama hayret, aynı gün serbest bırakıldı. Kendi kendime,”hayret” dedim, böylesi bir soruşturmada Yalçın Tanfer gözaltına dahi alınmadan serbest bırakılsın, hayret!

Peşinden Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da soruşturmanın tanıkları arasında sayıldı, bunu duyunca daha da şaşırdım. Hemen aklıma Tanfer olayı ile Hanefi Avcı arasındaki ilişki geldi, düşündüm ve kendimce bir bağ kurdum aralarında, bu bağı görünce de öfkelendim ve aldatılmış gibi hissettim kendimi, tıpkı ihanete uğramış gibi.

2003 Aralık ayında bu Yalçın yüzünden neler çektiğimizi siz biliyorsunuz, birlikte yaşadık o trajedileri. Hatırlayınız; dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ve Teknik Takip Daire Başkanı Albay Atilla Uğur ile hiç de hoş olmayan olaylar yaşadık. Yalçın Tanfer’i biz yakaladık, ama soruşturmaya uğrayan ne yazık ki biz olduk.

Yalçın Bey’in şikayeti üzerine jandarma ağır bir soruşturma açtı bizim için, zorlu yıllar sonunda aklandık, ama çok sevdiğimiz mesleğimizden de ayrılmak zorunda kaldık, şimdi hatırlaması bile acı veriyor insana. İstanbul’daki soruşturmada yakalanıp serbest bırakılan Yalçın, işte o Yalçın, Yalçın Tanfer, köstebek!

Bu arada iddia edilen terör örgütü Ergenekon’la ilgili soruşturmalar sürüyor, gözaltılar devam ediyor ve hepimiz şaşkınlıkla, olan bitene bir anlam veremeden izliyorduk. İddianamelerin ilki yayınlandı . İnceledik ve gördük ki, bizim Yalçın’la olan yargılama sürecimizin nerdeyse tamamı 58 nci klasöre delil olarak konulmuş ve Urfa’da yaşadığımız olaylar ile Veli Küçük arasında bir irtibat kurulmaya çalışılmış.

Derken ikincisi yayınlandı iddianamenin; bu kez bizim ismimiz de yazılmış evraklara, Yalçın’ın ismi ise Tuncay Güney’le, Mustafa Özbek’le, Sinan Aygün’le geçmeye başlamış, inanamadım . İnanamadım, çünkü bu karışık ilişkilerin kaynağında Yalçın Tanfer’in oluşu beni gerçekten şaşırttı ve bu şaşkınlıkla düşünmeye başladım her zaman olduğu gibi, sonu bir türlü gelmeyen düşünceler…

2003 yılında Şanlıurfa Jandarma Alay komutanlığı’na atandığımızda mutluyduk, ama olmadı, karma karışık olayların içinde bulduk kendimizi istemediğimiz halde, yılların köstebeği Yalçın Tanfer, ona kanmış generaller, arada kalan biz, yaşayamadık özlediğimiz mutluluğu...

Çok zorluk çektik, haklı olduğumuz davada haklılığımızı kanıtlamak için uğraştık durduk, ama boşunaymış, alın yazısı çizilmiş bir kere, değiştiremiyor insan. Hele ki insanoğlu düşmeye görsün, cevher olsanız bile yere düştüğünüzde arayan pek olmuyor. Bir Yalçın Tanfer aldı yıllarımızı, yıllarca süren eğitimi, öğretimi, tecrübeyi, derdimizi anlatamadık kimselere...

Şanlı Urfa’da yaptıklarından dolayı nerdeyse on yıl hapis cezası aldı bu Tanfer ve iddia edilenlerin aksine biz aklandık, ama kalbimizi kırdılar, emekli olduk, ama yine kurtaramadık alın yazgısından, yazgı aldı götürdü kendi çizgisine ve Tanfer’le yine karşılaştık …


Emekli Orgeneral Şener Eruygur “son Jandarma Genel Komutanımızdı”, şimdi terör örgütü lideri zannıyla yargılanıyor. Cezaevinde düştü, felç oldu, şimdi iyileşmeye çalışıyor. Ondan önceki komutanımız Aytaç Yalman ise şu sıralar ne yapıyor, bilmiyorum, olası bir sorgu için sırasını bekliyor her halde, ikisini de görev dolayısıyla tanırım.

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz “son İstihbarat Başkanımızdı”, o da yargılanıyor ve o da hastanede tıpkı Şener Eruygur gibi, yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Emekli Albay Atilla Uğur “son Teknik Daire Başkanımızdı”, şimdi o da hapiste örgüt üyesi olmaktan, haber göndermiş bize “ biz sizi severiz”, diye, üzüldüm haline. Hepsi görev dolayısıyla tanıdığımız, bildiğimiz insanlar…

Veli Küçük, emekli jandarma generali, onu da tanırız kendi teşkilatımızdan, şimdi o da yargıda, hasta, belki de hapiste çürüyor. Emekli General İsmail Evci şu an soruşturmada değil, ama yarınlar kim için garanti olabilir ki, soruşturmanın şiddeti ve yarattığı endişe kimseyi uyutmuyor, tıpkı birçoğumuz gibi.

Bunlar işin bir yönü, öteki yönüne baktığımızda, Savcı Öz’ü de tanırız biz, çağırdı bizi yanına, görüştük. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı’yı da tanırız, o da davet etmişti bizi Ankara’ya, görüşmüştük bu konularda.

Adil Serdar Saçan, bir kez gördüm İstanbul’da, konuştuk, “ülkeye ve insana” hizmet etmeye çalışmanın zorluğunu anlatıyordu, F tipi polis modelinin kendine yapmış olduğu kötülükleri anlatıyordu, şimdi o da cezaevinde.

Ve Yalçın Tanfer, bu soruşturmada şüpheli, ama yargılanmıyor, onu da tanırız Urfa’dan, birçok insanın hayatını alt üst eden bir köstebek, vicdansız bir sahtekar.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ